TRMilitary

Tam Bağımsız Türkiye için Yerli Savunma Sanayii
Zaman: 13 Ara 2017, 02:18

Tüm zamanlar UTC+03:00


Loading



Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 
Yazar Mesaj
MesajGönderilme zamanı: 18 Nis 2017, 23:52 
Çevrimdışı
Akıncılar
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2016, 03:41
Mesajlar: 899
Yaş:
Ordular ordusu ulusun bu alanda kullandığı, kullanmış olduğu, kendi düşüncesinden, kendi yordamından, yormasından, anasütü gibi ak olan anadilinden gelen sözleri kavramları deyimleri bilmek, hepsini belki kullanmayacak olsak da, kuşkusuz her Türk evladının milli bir görevidir. Nitekim, dil, yalnızca bir konuşma aracı değil, birçok kez dillendirdiğim gibi bir anlayışın, bir geleneğin, bir göreneğin, törenin, kısacası binlerce yılın, asırların, bu asırların medeniyetinin bir taşıyıcısıdır. Bir ulus, toplum nasıl düşünüyor, olaylara nasıl bakıyor ve kavrıyor idrak ediyorsa, ki bu onun geleceğini yapıyordur, onun dili de bu anlayış ve çerçeve içerisinde gelişir ve ikisi de kurulu, sağlıklı bir kuranak gibi uyum içerisinde çalışıp böylece dildekiler kodlanır imlenir.

Eğer ki, biz, bugün yad dillerden herhangi bir nedenden ötürü bir sözü kolaylıkla onayabiliyor ve dilimize dolaylı ya da dolaysız yoldan alabiliyor ve bunu garipsemiyor isek, aynı biçimde kendi dilimizi, o ya da bu söz bize uzak ya da garip gelse de, garipsememeli, utanmamalı, kendimizi aşmalı, ve bizim olan, bizim özümüzün olan ve özde hepsi bir bütünü, genel bir resmi temsil eden o parçaları benimsemeliyiz. Nitekim, yad bir sözü benimsemek onanıyor ve bunda sorun görülmüyorsa, kuşkusuz, bizi özümüze, dolayısıyla da çok büyük bir medeniyet, anlayış ve öze götürecek bağlayacak olanı da garipsememek, esastır.

Bu bağlamda bir başka başlıkta bir istekten şimdi evrilip özde zaten bir toplumcul gerek olan bu çalışma söz konusu alandaki söz varlığımızı dolayısıyla da anlayışımızı geleneğimizi töreneğimizi ortaya çıkarmaya hizmet edecektir. Başlığa vesile olan sayın Türkkanı koldaşımıza bu yüzden buradan teşekkürlerimi sunuyorum.

Ailecek benimsenmesi ve beslenmesi dileğimle.

*

Söze başlamadan, önce dillendirilmiş olsa da, bir yineleme burada gerektir. ordu sözünü bugün kullandığımız anlamda kullansak da, bu söz özde ''kağan/ordu karargahı; kağan sarayı/ülkenin başının ana yerleşkesi'' anlamlara çevrilebilir. ''Ordu'' ise, 'dür. Bu sözü, tam olmasa da, subaşı sözünden tanırsınız. Özde bu sübaşı'dır ve ''ordunun başı'' yani ''başkomutan'' ''ordunun başbuğu'' demektir.

sü(ng)üş, sü(ng)üğ (bugün ''süngü'', öz anlamı kargı'dır) gibi sözler de, bu sözünden gelir. Dolayısıyla ''ordu''yu sözü karşılar. Savaşan erleri/safları da çeriğ sözü anlatır. Kaşgarlı bu sözden için ayrıca ''Savaştaki her iki karşı taraf.'' der. Bunlar, bilinmesi gerektir.

*

Türkkanı adlı koldaşımızın ''mühimmat''ın geçmişte(n)/dilimizde karşılığı olup olmadığı sorusu bu toplumcul gereğin dillendirilmesine vesile olduğu için, buradan konuyu başlatıp ele almak istiyorum.

Bu söz açıkça görüldüğü gibi ''mühim'' yani eşittir ''önemli'' sözüyle ilgili. Arapçadır. Doğrudan anlamı ''önemli, gerekli olan'' gibi verilebilir.

Kuşkusuz her toplum, kendi koşulları, kendi coğrafyası, kendi gerekleri, anlayışı doğrultusunda ad türetir. Yetgin olan her bir dil de, karşılaştığı her olguya her şeye karşılık bulur. Ancak bunun için dil o toplumun zihninde diri ve güçlü olmak zorundadır. Yani toplum dilini bilmek zorundadır. Ben, ancak ve ancak -gan/-gen ekinin ''bir şeyden, kimseden için zaman bakımından, işlev bakımından vb. çokluk, sıklık, süreklik'' bildirdiğini bilirsem, yürütücü güç sağlayan bir unsur için yürütgen diyebilirim. Bu bir motor olabilir, başka bir şey olabilir, olabilir de olabilir. Koruyan, koruma sağlayan bir şey, bina, kale, sığınak ve benzeri için kor(u)gan diyebilir, yerine göre de niteleyici ile niteleyebilir, ve bu sözü salt karaaltındaki mezarları -ayrıca yanlış olarak- anlatan ''kUrgan''a mahkum etmem. Çok tartışan kişiye ''Ne kadar tartışgan birisin.'' diyebilirim. Aynı çok çalışan [Oğuzlar g'yi düşürür, bu söz de çalışgan'dır] kişiye çalışGan dediğim, çok sıkılan kimseye sıkılgan, hep çekinik olana çekingen dediğim gibi. Bu yüzden de başkan sözünün özde başgan olduğunu bilir ve bununla ne demek istendiğini çok iyi anlarım. Bu yüzden de Anadolu'muzda yaşayan tuygun kuşunun niçin böyle adlandırıldığını anlarım, bilirim.

Ya da -la ekinin [kurula. ''Kuru olarak''.], yahut -l ekinin [küsel (güzel). Güzel. / (y)ığıl. Bir tür akmayı anlatır ''akarak, aka aka'', ör.: ''Bu gece ığıl ığıl ağladım.''; ağlamak eylemi de bu yığ- eyleminden gelir.], ya da -n ekinin [için. ''İç ile ilgili'', içten; ör.: İçin için ağlamak. / yılın. Yıllarca. / tüzün. Adil olarak, adaletle (yapmak), tüz-/düz- eyleminden, bu yüzden de tüzük.], ve ya y- ekinin [kolay. Kol ile rahatça yapılacak/yapılabilirlik; basit, kolay. / o(ng)ay. Kolay; bu o(ng) sözü klasik dönemde ''sağ'' dediğimiz yere kullanılıyordu. / öğey (üvey). Öğ, yani, anne gibi.] dilimde nasıllık (Alm. adjektiv) bildirdiğini bilirsem kendiliğinden yani ''otomatik'' çalışan bir şey için de hiç düşünmeden, oradan buradan söz getirmeye gerek bile duymadan, ruhum bile işitmeden ''özey çalışıyor'', ''özle çalışıyor'' diyebilirim.

Kaşgarlı Mahmud, çalışmasının, hani o sık dile getirdiğim, giriş daha doğrusu öğretim bölümlerinde [''kitap''larında] dilin kurallarını açıklar. Sözlerin nasıl var olan söz varlığından yararlanılarak duruma göre türetildiğini/yapıldığını ve kullanılabileceğinden söz eder. Bu kitaplarda misal, ana kitap olan sözlükde geçmeyen birkaç söz vardır. Kendisi, birçok söze değinmediğini, bunların, ihtiyaç gerek üzerine zaten gövdelerden yararlanılarak kurallar doğrultusunda yerinde eklerle ''yapılabileceğini'' açıklar.

Dilimin nasıl çalıştığını bilirsem, hiç düşünmeye aramaya ''ithal'' etmeye gerek duymam. Sayıbiliminde ya da herhangi bir işlemde nasıl (sayıcıl) kuralları öğrenip dizip kullanıyorsam, misal çözülmesi gereken bir sorun karşısında, ya da üzerinde çalışılan bir kuranak için gerekli olan hesaplamalarda, aynı biçimde her olgu için dilimi, kurallarımı çalıştırır ve adı yapar, olayı niteler, bir nasıllığı anlatırım.

Bunu bilirsem, ayrıca, hangi aynı/tek sözün alanına göre başka bir anlamı karşılayabileceğini ya da nereden getirilmesi gerektiğini de bilirim.

Dolayısıyla, hep dediğim gibi, dil, düşüncedir. Düşünce, sürekliliktir. Süreklilik, gelenek oluşturur. Gelenek, öğrenek, öğrenek de medeniyet demektir. Medeniyet de, durmaksızın ilerlemek ve kendin geliştirmektir. Dolayısıyla dil ve dil geliştirmek, insanlığın ve medeniyetin temelidir. Dil, tüm düşüncelerin duyguların anlayışların imlendiği ve de taşındığı yani korunduğu saklandığı beklendiği bekleştirildiği kutlu bir varlıktır. Konfüçyüs bu yüzden de, dilin bozulduğunda adaletin bile bozulacağından söz eder. Ve bizim dilimiz Türkçe, gerçekten de tam anlamıyla sayıcıl bir dildir. Bilir ve yetgin kullanırsanız düşünce yetiniz gücünüz deyim yerindeyse bir quantum sıçrayışı yapar.

Bu yüzden de, yetgin olan her dilin, hele ki bizim dilimizin karşılayamayacağı hiçbir şey yoktur. Altını çiziyorum. Atam Mustafa Kemal'in dediği gibi, Türkçe, dillerin en güçlü en zengin ve en yetginidir. Yeter ki, hakkıyla işletilsin. Bu yüzden Shaw da yüzelli yıl önce ''Türkçe, sanattır.'' demiştir.

Demir işlemezse pas tutar. Çürür, işlevi ortadan kalkar, yok olur. Dilinizi işleteceksiniz, dilimizi işleteceğiz. Yoksa onunla birlikte siz de, biz de, ''biz'' de çürür, yok olur. Ayrıca, Kaşgarlı demir pasına tat da dendiğini aktarır. Ve bu tat sözü özde ''töre bilmez, cahil'' anlamındadır. Farslara da tat derler. Özümüze sahip çıkmak zorundayız.

Dolayısıyla, elbet, mühimmat yahut herhangi bir sözü, olguyu, kavramı karşılamak, olalıdır. Soru, geçmişten bu sözü karşılayacak bir sözün olup olmadığı idiyse de, bunu dillendirmek bir gerek idi.

Ben şimdi burada, doğruca bu sözü karşılamak ya da bir karşılık vermek yerine, bu sözden için başka deyişde bulunup önemli ve ince bir şeye dikkat çekmek ve sonra da başka örnekler vermek istiyorum.

Yukarıda anlayış dedik, olaya işe bakış açısı dedik. Bu bağlamda. Söz konusu ''mühimmat'' sözünde bile -eğer ki bizimkiler yaptı ise-, burada konuya nasıl güzel bir anlayışla bakıldığı ap açıktır. Bu, yad söz olsa da, yukarıda anlattığım gerçekler doğrultusunda gerçekten çok güzel bir örnektir. Nitekim, başka bir dilde mühimmata ''çok önemli olan, gerekli olan, çok mühim'' dendiğini, ben ne gördüm ne de işittim. Hiç de sanmıyorum. En azından ben denk gelmedim.

*

Dilimiz geniş ve engindir. Savaşçılık yeteneği de çok gelişmiş bir ulusuz. Haliyle, bu alanda da sayısız söz ve deyim vardır. Sayın Türkkanı'nın imlediği gibi geçmişi böyle olan bir toplumun, bugünü, ve geleceği de böyle olacak olan bir ulusun bu alandaki söz varlığı bireyleri neferleri evlatlarınca bilinmeli, ve bu alanda özellikle bu yüzden de söz varlığı Türkçe olmalı ve bu konuda gerekli özen gösterilmelidir. Örnek en küçük birime ''tim'' denmesi sanımca hiç hoş değildir. Bunun, Türkçe sevdasından çok, çok daha önemli ve de öte nedenleri vardır. Yukarıda anlatmak istediğim, bununla ilgilidir. Geçmişiyle bağ kuran, günde ve gelecekte de daha güçlü olacaktır. Yine dilde, işde, fikirde birlik ülküsü bekleştirilecek pekiştirilecektir. Aynı, yakın dil konuşanlar, daha kolay aynı duyguları üleşebilirler, aynı duyguları üleşenler daha kolay bir arada olabilirler, bir arada olanlar daha çok birlikte iş yapmak isteyeceklerdir, aynı işi yapacak olanlar yapanlar da, aynı fikre görüşe iye olacaklardır.

*

Dilimizde bir kur sözü ve kur- eylemi vardır. Bu söz ve eylem, çok önemlidir. kurmak, kuranak, kurağ, kural, kurultay, ku(r)şak, kuram, kurlu, kurdaş, kurtuluş, kurtulmak, ... vd.

kur sözü önce okuyanların bildiği gibi ''kuşak'' anlamına geldiği gibi ''rütbe, düzey, mertebe'' anlamındadır. Rütbeler geçmişte ku(r)şanan ku(r)şaklardan belli olduğu için, böylesi bir anlam kaplamı vardır. kurağ sözü, ''meclis'' anlamına gelir. Çünkü mecliste toplumun kurlu yani erkli yetkili ileri gelen kişileri toplanır ve geneşir danışırlar. kuram, kurlara yani ''protokol''e göre oturmak, dizilmek demektir. Yani bu işin muhtevasına göre davranma işidir, yordamı yöndemidir. Devlet usul erkanıdır. kural, günümüzde toplumca ''silah'' anlamıyla bilindiği gibi güzel geniş bir anlam kümesine iyedir. Bir Türk Hakanlığı [Karahanlı] dönemi Kur'an çevirisinde ''erk, nüfuz'' anlamıyla verilir. Bu yüzden de ''kural''a bugün Anadolu Oğuzcamızda kural deriz. Diğerlerimizde ''silah; teçhizat'' gibi anlamlar öndedir. Anlam bağını açıklamama gerek yok; yukarıdaki -l eki açıklamasına da dikkat. kuranak. Çok özsediğim ve sevdiğim bir sözdür. Bir amaç ve plan doğrultusunda ortaya konan, kurulan şey, iş, yapı vb.; plan, yol haritası, bir işin oluru için önden düzenlenen taslak, düzenek vb.; sistem [düzenek]; inşaat, bina.

Ve saire.

Bugün ''bilim dili'' denen, benim ancak ''bir bilim dili'' dediğim Latince de, işte böyle çalışır. Bu yüzden Latince bilim(in) dili değil, ama bilim işleyebilen, buna yetgin olan bir dildir. Ayrıca ''meclis''e otralık da denir, krş. oturum. Arapça meclis sözü harfiyen ''oturma yeri'' anlamına gelirken, kurağ sözünün nasıl bir maneviyat yarattığını ve geçmişi erdemi öne çıkardığını, diğer aynı gövdeden sözlerle nasıl işlek çalıştığını takdirinize bırakıyorum. Gördüğünüz gibi, herşeye bir bütün gözüyle bakılacak düzeye gelindiğinde, bakıldığında, işin rengi değişmektedir. Geçmişte, herkes bunları yapabiliyordu ve de yapıyordu. Tüm bildiğiniz sözler, böyle oluşmuştur, yapılmıştır.

Bemin imlemiş olduğum gibi dilimizin medeniyetimizin ve bizden ayrı olmayan doğusunda kural sözü ''silah'' (geniş) anlamıyla kullanıldığı gibi ''gerekli teçhizat, malzeme'' anlamı da vardır. Dolayısıyla bu, ''mühimmat'' sözünü bile karşılar. Böylece de asıl soruya dolaylı olarak yanıt vermiş olayım. Ancak kanıma göre buna uyacak daha güzel sözler var. Bunu sonraya bırakıyorum.

Kaşgarlı'nın doğruca ''silah'' anlamında verdiği bir tulum sözü vardır. Kökünü anlayabilmiş değilim henüz. Özde ise ''silah'' anlamında kullanılan söz, yarak'tır. Orkun bengütaşlarında geçer. yarmak eyleminden geldiğini düşünüyorum. Bir şeyi/kimseyi (yağıyı) yarmak (=bölmek, gücünü yarmak yarıp kendisini bertaraf etmek) için gerekli gerek. Türkmenistan'ın kurallı güçleri bugün ''Türkmenistan Yaraklı Güyçler'' diye adlanır. Buradaki eke uzunca olmamak için yalnızca birkaç örnek vermek istiyorum, aradaki ayrıdı anlayacağınızdan kuşkum yok. sap-ı-k : sap-a-k. uç-u-k : uç-a-k. geç-i-k : geç-e-k. saç-ı-k : saç-a-k.

Mukaddimetü'l Edeb'de geçen bir yoba sözü vardır. Bu sözün, günümüzde bildiğimiz [cebeci adından özellikle] ama kullanmadığımız cebe sözünün özü olduğunu düşünüyorum. Öyleyse, bu cebe sözüne sahip çıkılmalı. ''Silah'' anlamı verildiği gibi ''teçhizat'' anlamı da var. Nitekim cebe sözü de her iksini karşılamaktadır kaynaklarda gördüğüm üzere. Yine ''teçhizat'' anlamında bu eserde bir yöne sözü vardır. Kökü üzerine bir şey diyemiyorum henüz.

Çok sevdiğim ve hep kullandığım bir sözdür. sağıt. Adından anlaşılacağı gibi: sağ tutan (şey). Bu söz için de teçhizat, gerek/gereç, zırh ve dilediğiniz gibi anlam genişlemesiyle birçok anlam söz konusudur. Ben ''zırh'' yerindeki kullanımını yeğliyorum. Çünkü zırh sizi korur sağ tutar. En son kertede, bununla amaçlanan ve dilenen, budur.

Yine Fransızca'dan getirilen ''ekipman'' yerine bunlardan kullanılabileceğı gibi, kuşanım, donanım, geçim (askeri giysi) vb. sözler yeğdir. Uygurların yine ''araç, teçhizat, hazırlık'' anlamında kullandıkları bir cabduk sözü vardır. Buna ve esime getiremediğim, anımsayamadığım nicelerine süreç içerisinde değineceğim değineceğiz. Bir yorumumda ok, mıltık gibi sözlerden söz etmiştim. Yine bu bölümde. Onu da anımsatmak istiyorum.

Son olarak, im ve uran. uran sözü, doğru anımsıyorsam Oğuzlar ile Kıpçakların kullandıkları bir savaş imidir (parola). Yine Kaşgarlı im sözünü verir, aynı anlam. Bu imi bilenler, ki bunun herhangi bir şey misal bir kuş adı vs. olabileceğini açıklar, zarar görmez, bunların aynı saftan aynı sıralardan oldukları anlaşılır. Bilmeyenler, doğruca yağı muamelesi görür. yağı sözü ise ilginç. Ya ya (a uzun ünlüdür), yani ''yay'' ile ilgisi var, ya da yağmak eylemiyle. Doğrusu ikisi de aynı kökten gibi duruyor zaten. Belki öyledir. ba- (a uzun ünlü; bağlamak), bağ, ''bağ''. Kaşgarlı'nın verdiği bir dörlükte ''yağıka ok yağdım'' dizesi vardır. Yani, ''yağıya ok yağdırdım''. Bugün araya -dır- girmiş, bu (kurala göre) doğru değil. Buyrumdur, yani birisine yağmak eylemini yaptırmaktır. Kendi yapan, yağar, yağdırmaz. Sanırım söz ''üzerine (ok) yağdırılan = düşman'' anlamındadır.

yetüt, ihtiyat birlik'i anlatır. yezek, öncü (keşif) koldur. çuvga, yine keşif yapan kimsedir. kargu (karağu?; ayrıca krş. karavul (Osmanlı)) gözetleme kulesidir, bu yüzden çalışma yaptığımız yerin adı da kargu'dur. Bunlar minare gibidirler ve yüksek yerlere, doruklara yapılırlar. Ateş aracılığıyla yağı yaklaştığında imleşilir ve bu böyle sıra halinde orduya yani ''hareket merkezi''ne kadar gidip, hareket merkezi, ordu, yani ülkenin yüreği, karargahı böylece haberdar olur. orda (Alaş Orda, Ak Orda) sözü de buradan gelir. yelme sözü de var şimdi son çalmada aklıma gelen, ama bunda bir türlü ittifak sağlayamadım. Buna genellikle yezek gibi öncü kol anlamı veriliyor.

Uygların kullandığı ve çok sevdiğim bir ılgar sözleri vardır. Tüm anlamlarını getiremedim ama addan anlaşılacağı gibi ''sınır kol/turgu'' gibi anlamlara iyedir. krş. ilgerü ''ileri; doğu''.

Sözsonu

Olduğunca konuya bir ana çizgi çizmeye çalıştım ve aklıma çala gelenleri yazıp açıkladım. Birlik adları, özel birlik adları, askeri giysilerin özel adları, im, uran gibi deyimler vb. ilgili her ne varsa; kuşkusuz bunlardan bir deniz kadar var. Ben burada birkaçına değinip bir giriş yaptım. Şimdilik doyurucu bilgi olduğunu umut ediyor, dil sürçmesi olduysa bağışlama diliyor, saygılarımı sunuyorum.

Süreç içerisinde başlık beslenecektir.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Nis 2017, 02:26 
Çevrimdışı
Akıncılar
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2016, 03:41
Mesajlar: 899
Yaş:
Özelden bana şöyle bir soru geldi. Verdiğim yanıt, hepimizi ilgilendirdiği için, buraya da geçiyorum.

*

Soru:

''Üstad merak ettiğim, zihnimi meşgul eden bir konu var.

Yüzyıllarca Arapça ve Farsça dilimize nüfuz etmiş. Cumhuriyetten sonra Türk dil kurumu bu kelimeleri ayıklamaya çalışmış.
Bu 80 yıllık süreçte neden Türkçe ile uzaktan yakından alakası olmayan bazı kelimeler türetilip dilimize sokulmuş. Mesela "güncel","algılamak" gibi Türkçe de hiç var olmamış kelimeler neden TDK tarafından dilimize sokuldu ? Atalarımız neden devlet kurumlarında, edebiyatta, Arapça ve Farsçayı kullanma gereğini duymuşlar ?

TDK nın Türkçe kelime yerine kelime uydurması ve Osmanlı ve Sulçuklu'nun Türkçe kelimeler yerine Arapça ve Farsça kullanması Türkçe'nin yeterliliği hakkında beni şüpheye düşürüyor.

Aydınlatırsanız sevinirim.''

*

Yanıt:

İlkin şüpheni gidereyim. Öyle bir şey yok. Hem güçlü/yetgin dil(lerin) yapısı gereği yok -daha doğrusu, olamaz, ki bunu son çalışmamda da açıkladım-, hem de, pek çok kimsemiz bilmese de, tonlarca kaynağın varlığı yüzünden. Halilyle, bu kaynakların bize gösterdikleri yüzünden. Bu bakımdan birçok ulustan çok daha şanslıyız. Ama gel gör ki kimse bunu duymaz, bilmez. Çok dayaklığız.

Türkçeyle ilgisi olmayan bir takım sözlerin uydurulduğu, ancak dikkat, yetgin olmayan kişilerce uydurulduğu bir gerçektir. Bu, benim bildiğim kadarıyla 1980 sonralarında oldu biraz. Ama bu genel için geçerli değildir.

Örnek.

algı (algu) sözü var. Alınan alınacak şey, anlamındadır. Bu borç/alacağın olabilir, vergi olabilir, başka bir şey olabilir. Ancak, beyin daha doğrusu akıl vs. de bir şeyleri alıp kavradığından, ona da algı denir, denebilir. Bu söz genel olarak kaynaklarda var olduğu gibi, bu son anlamıyla belki olmasa da, yine vardır. Çünkü, yazımda da açıkladığim gibi bir dilin kök sözleri, gövdeleri vardır, ve de ekleri vardır. Bunları alıp, karşılaştığın olgulara göre ad yaparsın ve adlandırırsın. Bir dil, böyle işlekleşir ve çalışır ve dil dolayısıyla ulus da diri kalır. Bugün her işlek olan dil, aynen böyle çalışır. Yoksa, yeni bulunan bir tür (bitki ya da dirili) Latince adlandırılırken, nereden nasıl adlansın? Bir söz hazinesi vardır. Kuralları vardır, eklentileri vardır. Onlarla çalıştırırsın. Dolayısıyla algı sözünü o anlamda da görmek kullanmak kurallar doğrultusunda doğrudur. Yok dersen ki, ''Tamam, doğru, ama özde ''algı''yı, ''aklı'' karşılayan söz hangisidir?'', sana birkaç ton söz sayabilirim, öz olarak bu anlam(lar) doğrultusunda kullanılan/kullanılmış olan. Ama misal, yanlış bilindiği gibi us sözü değildir. Bu anlamda kullanıldığı ya da kullanıldığı sezildiği yerler var, ama özde us sözü, ''kötü ile iyiyi ayırt etme''dir, yani temyiz/idrak'ı karşılar. ''Uslu dur.'' deriz bugün misal.

''Güncel'' sözüne gelince, buradaki ek de bizim ekimizidir. Kaşgarlı bunu -çıl/-çil diye verir. yağmurçıl yir. Çok yağmur yağan yer. Tabi burada tam yerinde ek kullanılmamış gibi bir izlenim var gibi olsa da, o kadar da yanlış sayılmaz. ''Gün ile çokça ilgili olan'' anlamı var diyebiliriz.

O çağlarda, birçok şeyin doğru yapıldığını, yapılmaya çalışıldığını yavaş yavaş görüyor gibiyim. Bizzat dediğin daha doğrusu sorduğun biçimde sözlerin alımı da var. ulus gibi, erdem gibi. Eksiklikler yanlışlıklar elbet var, olabilir. İnsan bunlar da sonuçta. Cumhuriyet daha genç ve Türklük bilimi çalışmalarına daha yeni atınıyor ve kaynaklar günümüzde olduğu gibi değil. Ama buna karşın gördüğüm kadarıyla birileri yine onca kıt kaynağa karşın iyi iş çıkarmışlar. Tabi bütün bunları karşılayan sözler var. Ama bilmiyorlardı. Eldeki verilerle doğru biçimde ad yapmaya çalışmışlar.

Bugün bile Türklüğün hazineleri büsbütün biliniyor değil. Bu öyle kolay iş de değil. Bilim adamı eksikliği de var. Hem de güçlü biçimde. Başbakanlık kaynakları bile baştan sona taranmış değil. İran'daki kaynaklar hiç bilinmiyor. Selçuklu'ya dair çok şey var orada. Genel geçmiş üzerine, dilbilimi üzerine, vs. Ve daha nice nicee yerler. Neden bu sözler yapıldı soruna yanıt bu ve de yukarıda da imlediğim gibi, bunun yanıtı son başlıkta da var. Yapabilirsin. Kurallar doğrultusunda, herşeyi öze bağlı kalarak yaptığın sürece, uydurma yoktur, doğru söz yapma/türetme vardır. Zaten, diyorum ya, son çalışmamda da bunu anlattım, Kaşgarlı'yı örnek vererek.

Devlette, edebiyatta vs.de niçin yad dil... Bunun birçok yanıtı var. Olumlu olumsuz. Yabancıların etkisi de var. Diğer yandan bizimkilerin eksiklikleri de var, ama birçok şey de coğrafyaya, çevreye nüfus etmek yuları elinde tutmak için denebilir. İster istemez başka kültür gelenek alanına, coğrafyasına giriyorsun. Bununla birlikte gelen ve önüne geçilemez olan doğal seçilim gibi doğal bir söz, kültür alış verişi var -bizim başkalarına verdiklerimize, aldıklarına bak..., Germenler senden sonra devlet olma sürecine girmişler deniyor, tonlarca Türkçe söz var Rusça'da, Moğolca'da, geleneklerin, uygulamaların geçmiş... yani tek yönlü değil- ve hükmetmek için, sen de biraz bir şeyler yapıyorsun. Etkileşim mi diyelim buna, nasıl diyelim. Aslında burada Türklüğün bir gücü de görülüyor. Ama madalyonun tabi diğer yanı da var. Sonuç olarak burada asla kendi benliğini büsbütün hiçe saymak diye bir şey yok. Pek çok kimse de var zaten sahip çıkan, bir şeyler yapan. İlla Anadolu coğrafyasında olmasa da. Ama orada, yani burada da var/oldu.

Trendleri de unutmamak gerekir. Misal Farsça'nın ''büyü''süne çok kimse kapılıyor. Edebiyat dili o çağlarda. Moda gibi düşünebiliriz. Herkes yazıyor. Ve saire. Arapça desen, ya da Arapça yazı desen; nedeni din. Uygurlar'da da var benzer olaylar. Başka yazıya geçiyorlar vs. Budizim, Maniheizim, Nesturilik, ... Ama dillerini asla değiştirmiyor, tam tersine Türkçeyi geliştiriyorlar. Nasıl? Aynen sana yukarıda anlattıklarım gibi. Yani, özde -doğru, yani kurallar doğrultusunda yapıldığı sürece- asla uydurma diye bir şey yoktur. Zaten olamaz da. Senin dilinde bir ak-mak eylemi varsa, bir de -ak eki varsa, doğal yoldan oluşan arıklara, su yollarına, suvaklarına akarak dersin. Bu söz tabi var, bunu şimdi ben kurmadım. Ama benim kurmam diye bir şey de yok. Ulus kurar bu sözleri. Ulusun toplumcul, bütüncül bilinci, iradesi. Çünkü bu dilin yapısı böyledir. Her dil, böyledir. Mal senin, malzeme senin. Onu sen bilir sen kullanırsın, işin doğrultusunda, ve işini görürsün. Bütün bildiğimiz sözler böyle yapılmıştır.

Geçmişteki bir dedemiz, bir kardeşimiz bir bitki görmüş, bir dedem kuşkonmaz demiş, diğer kardeşim yılankuyruğu. Çünkü benzetiyor özelliğinden ötürü ve adını veriyor.

Diğeri bir bitkiye sömelen denmiş. Çünkü o bitki çok sömüyordur, belki suyu ya da başka bir şeyi. Bu sözü şimdi bilmezsin, ama sana sömürge, sömürü desem, bunu bilirsin. Çünkü bu söz yani bu söm- eylemi ''emmek, içine çekmek'' eylemini anlatır. Uygurlar ü ile süm- der. sümürüş. Sömürüş, içine çekme, emme. Kendini bilmezler de insanların varlıklarını, kaynaklarını sömdükleri başkalarına sömürdükleri, yani kendi içlerine, kendi özleri adına çektikleri, emdirdikleri için, onların yaptıklarına ''sömürmek, sömürü(ğ)'' deriz.

Kısaca olayın özünde yetersizlik değil, yukarıdaki gibi nedenler var. Hem öyle ''uber duber'' bir asimilasyon da yok. Etki büyük. Ama Türkçe'ye çevrilen nice eserler var o dönemlerde, bugün bize dilimizi aydınlatan. Farsların, Arapların Türkçe öğrenmeleri için yüzlerce dil öğretme eserleri, sözlükler, sözlük-gramer arası eserler ele alınıyor vücuda getiriliyor. Yani öyle bilindiği gibi değil olay. Kimsenin araştırdığı, okuduğu, ne var ne yok, bu söylenenler bilinenler ne kadar doğru, dediği yok ki. Ve her şeye karşın Türkçe kendini korumuştur. Biraz köy, yöre, kırda konuşulan ağızları inceleyen sözlüklere bak dilersen. Çok şaşıracaksın. Başka hiçbir dil böyle mukavemet gösteremez. Yozlaşan ''İstanbul Türkçesi'' denen şeydir özde. Genel dil diyelim biz buna. Geniz n'yi bile ortadan kaldırıyor. Ve bunda ustamın demesiyle yabancıların çok etkisi var. Ve arındırılmaya çalışılan, bir biçimde özüne döndürülmeye çalışılan bu genel/resmi dildir.

Bugün bizimkiler giysi, elbise anlamında urba(ğ) diye bir söz kullanırlar. Bu söze daha bir iki ay önce nerede denk geldim, biliyor musun? 8. yüzyıl ile 12. yüzyıl arası Türkçeyi konu alan sözlüklerde. Uygur(ca) deniyor bu döneme de, bakmayacaksın buna. Uygurlar Arap mı? Türkçe işte. Adam çevirdiği Çince eseri ''türk uygur tilinke'' çevirdiğini söylüyor. Türk Kağanlığı'ndan sonra, aynı topraklarda, aynı dille, aynı yazıyla, aynı toplum bodunla, aynı inanış, gelenek görenekle devam eden kimselerdir bunlar. Önce Oğuzlar'dan Aşınalar yönetim başındaydı, sonra Uygur boylarından Yağlakar başa geçti. Devlet filan değişmiyor. Aynı bugünlerde partinin değişmesi gibi ''parti'' yani yönetim/yöneten sülale(/kesim) değişiyor. Türk devleti, yine Türk devletidir. Atsız'ın dediği gibi, tek bir devlet vardır ve o devlet yalnızca yüzünü değiştirir.

Bu saçma sapan bölme ayırma işleri algılarıyla da çok işimiz var. Uygur dönemi, Türk Uygur yazısı duvar bedizinde, adam ''Uygur yazısıyla Karluk Türkçesi'' diyor. Ağzını burnunu döker misin dökmez misin. Aynı bilmem kaç devlet safsatası gibi. Herşey bölük pörçük. Sonra ''Niye böyleyiz?''.

Kişioğlu için ancak çalıştığı vardır. Çalışacağız, ve, öğreneceğiz. Sonra, uygulayacağız. Anlatacağız, ve uygulayarak da yaşayarak da bizzat göstereceğiz. Uygulanmayan bilginin hiçbir anlamı ve yararı yoktur.


En son Çetin tarafından 19 Nis 2017, 02:41 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Nis 2017, 02:38 
Çevrimdışı
Akıncılar
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2016, 03:41
Mesajlar: 899
Yaş:
Sözün özü dil, yaşağı gibi, diri olan, canlı olan bir varlıktır. Akarsudur. Durdurulamaz. Önemli olan, onu doğru yöne akıtmaktır.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Nis 2017, 14:46 
Çevrimdışı
Akıncılar
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2016, 03:41
Mesajlar: 899
Yaş:
Özelden gelen iletiler için çok teşekkür ediyorum.

Bunları ve soruları buradan dillendirmenizi istirham ediyorum. Bu, konunun beslenmesine yardımcı olacağı gibi, en önemli olarak ilgi ve dikkat çekecektir. O zaman birçok kimsenin dillendirdiği ''bunca zenginliğe karşın neden kullanmıyoruz, neden bilmiyoruz'' sorununun çözülmesine biraz katkı sağlamış oluruz.

Bir şeylerin gelişmesi bilinmesi ve kabullenilmesi kullanılması için ortam çok önemlidir. O ortamı, siz yaratacaksınız.

Başkaları yad işlerin bayraklarını dalgalandırmaya çalışırken, dalgalandırırken, siz, kendi bayrağınızı dalgalandıracak, başka trendler yükselirken, kendi öz ''trend''inizi yükselteceksiniz.

Her şeye karşın, herkese karşın, inadına, ıkınmaksızın sıkılmaksızın utanmaksızın kendi doğru bildiğinizi yapacaksınız. Kendi nizamınızı koruyacak, bunun daha da bilinmesine yayılmasına çalışacak mücadele edeceksiniz. Siz ne kadar direngen, dayançlı olursanız, o kadar öz olmayan, çürük olan, batıl olan karşınızda tutunamayıp eriyip gitmeye mahkum kalacaktır. Çünkü bu mukadderattır. Yeter ki siz o bayrağı bir kez kaldırın ve dalgalandırın. Bir kez kalkan bayrak, bir daha asla düşmez.


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Nis 2017, 16:49 
Çevrimdışı
Akıncılar
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2016, 03:41
Mesajlar: 899
Yaş:
İleti:

''Üstadım ilginiz için teşekkür ederim.

Geçenlerde bir arkadaşlarla tartıştık bu mevzuyu. Arapçanın daha üstün bir dil olduğunu kelime sayısının yarım milyon civarı olduğunu Dîvânü Lugati't-Türk ten örnek gösterek Türkçe de şimdiye kadar kullanılan kelime sayısının 7000 civarı olduğunu vs anlattılar. Bu arkadaşlar edebiyatçı oldukları için konuya benden daha hakimler argümanlarına karşılık veremedim. TDK nın kelime uydurma mevzusunu da önceden biliyordum fakat Türkçenin bu kadar bozulduğunu bilmiyordum. Bana bir sürü kelime çıkardılar bak bunlar uydurulmuş kelimeler diye. Canım da sıkıldı biraz.

Son olarak Agop Dilaçar'ı sormak istiyorum. Atatürk güvenmiş bu insana sonuçta ama yinede bir Ermeninin dilimize bu kadar müdahele etmesi beni rahatsız etti. Benim lisedeki edebiyat öğretmenim aynı zamanda Türkologdu. bölücü terör örgüt sempatizanı teröristin tekiydi. Lisedeki hocamın Türk dili hakkında tez yazması kadar abes geliyor bana Ermeni bir Türkolog.''

Yanıt (genele hitaben):

İlgi ve duyuncunuz için asıl ben sizlere teşekkür ediyorum. Elbette bilmeme sıkıntımız var, olabilir, hepimizde herkesde var zaten. Ama bunları gidermek zorundayız. Okuyacaksınız. Ve en önemlisi, soracaksınız. Soran dağı aşmış derler. Ben varım misal. Sorun.

O arkadaşlar da pek sığ arkadaşlar imiş. Doğrusu onları iyice kaşıyasım geldi. Utanmadan bilmeden böylesi bir sözü edebilen gitsin garson olsun. Türk Dili ve Edebiyatı okumasın. Benden bunu kendilerine ilet. Olmadı girsinler buraya bu yorumumu okusunlar. Sözleri varsa da gelsinler bakalım bana söylesinler. Kaynak varmıymış yokmuymuş onlara bir göstereyim. Olmadı gün gelir yüz yüze de görüşürüz. Ama bunu isteyeceklerini hiç sanmam. Ülkede olsaydım bu daha da kolay olurdu. Almanya'daki adam bulup çıkartıyorsa, ta nereden getirtiyorsa, biliyor görüyorsa, okuyor ediniyorsa, görüp çözüyorsa; Türkiye'deki adam demek ki sümsük. Bilmek görmek bulmak isteyen, bulur, görür ve anlar.

*

1) Sana Divan'dan örnek veriyorlar. Ama Divan'ı bile bilmiyorlar. 7000 değil, 8000 girdi var orada.

2) Divan 1070li yıllarda, Araplara Türkçe öğretmek, Türkçe'nin gücünü göstermek, Türkçe'yi de korumak amacıyla vücuda getirilen bir çalışma, yaratanın deyimiyle bir ''şaheser''. Bu sümsük arkadaşlar tek bir kişinin Çin'den Macar ovalarına kadar yayılan ardı görünmeyen önü bilinmeyen bir ulusun tüm dilini kaplayamayacağını, tutamayacağını, bunu bizzat kendisinin de söylediğini, birçok söze o ya da bu nedenden ötürü bilmesine karşın değinmediğini, hatta bunu yapmak istediğini, ama bunun çok vakit alacağı için ve bundan caydığını dediğini, salt Oğuzların yani bir ana bölüğün tüm boy adlarını -o kadar çoklar diye- bile saymaktan sakındığını, bilmiyorlar mı?

3) Çalışmamda sözlerin nasıl yapıldığını, Kaşgarlı'nın ne dediğini açıkladım. Ne kadar ayrı ayrı anlam veren ek varsa, ki dilimizde yüzlerce ek var, onları var olan tüm (kök) sözlerle çarp. Bakalım ne çıkıyor? Divan bu yüzden bir şaheserdir, hatta Türkçenin bir ana açgısıdır, sihirli kilit anahtarıdır benim gözümde. Bunu duymaya başlıyorum çünkü. Adam gerçekten söz ederken, öyle güzel olsun diye giriş bölümüne yazmamış. Çünkü o adam özde çok büyük bir şeyler anlatmış. Ama anlayana. Var mı anlamak isteyen?

Latince, Arapça vs. başka değil. Canımı sıkmasınlar, kırmayım kafalarını. Daha örnek verdikleri kitabı bile okumamış insanlar bu ''arkadaşların''. Buradan çaplarını sen anla. Sözlerime de alınma. Milli konularda kimseden sözümü sakınmam. Babam olsun; yine yerin dibine sokarım adamı.

Sana Türkçe denizinden 10.000 Türkçe kök söz, yani gövde verirsem, yüz de ayrı ek katarsam, sana bir sayan yani 1.000.000 söz çıkar.

4) Yalnızca tek bir gazetecenin -Ahmet Dinç- birkaç yıl içinde yalnızca Türkiye coğrafyasında köy köy yöre yöre gezip yaşlılarımızın köylülerimizin kullandıkları sözlerden kayıt ettikleri 30.000, otuzbin, OTUZBİNin üzerindedir. Kendini bilmezler, bu insanlarımızdan için hep ''Bir şey bilmez.'' dediler. Bre kemiksiz it! Adam günde sen 80 söz kullanırken 400 ayrı söz kullanıyor!

5) Bugün, yad sözler de içerse de, en büyük Türkçe sözlük ''Orkun Türkçe Sözlük''tür. 500.000 kadar sözü, yani sümsüklerin dediği gibi ''yarım milyon'' sözü vardır.

6) Bende var olan ve 1980li yıllardan olan ve sıradan -ama çok iyi- bir ''genel'' Türkçe sözlükde 30.000 kadar söz var. Bunun daha yoğun sürümünde 55.000 var. Bu sözlükde yalnızca Kaşgarlı'dan bildiğim çavlı sözü bile var, ve bunun eğitilmişinin de bavlı olduğunu şaşkınlıkla bu sözlükden öğrendim.

7) http://www.kitapyurdu.com/kitap/sozcuk- ... 05048.html

Böylesi çalışmalardan da o sözde Türk Dili ve Edebiyatı okuyan sümsükleri ben mi haberdar edeyim?

Daha çok var, ama yazmayacağım. Gitsin araştırsın eşek sıpaları. Bu çalışmayı ayrıca ısmarladım, bekliyorum. Yüz sayısına da dikkat. Taranan Türkçe sözlüklerine ve kaynaklarına da dikkat.

8) Divan'dan önce Türkçe yokmuş demek...
yarak sözü Divan'da niye geçmiyor? Ya da buğ (başbuğ) sözü? Ya da, ya da? Sahi, şu Kem yazıtları vardı. Moğolistan'da yüzlerce yazıt. Çin'de, Kırgız elinde... Altay'da da Türkçe konuşanlar vardı ya, değil mi? Doğru, tabi. Ya da Saxa yerinde. Belki Sarı Uygurlar, ya da Tıvalılar. Çin'de yaşayan Kırgızlar. Bunlar tabi hiç Türkçe konuşmuyor.

Nerede yaşıyor bu arkadaşlar?

9) TDK'dan son çıkan, Rusça'dan çevrilen, 1960 yıllarına ait ve kısıtlı olan bir Uygurca Sözlük var. İçinde yaklaşık 33.000 söz var. Bende var. Başka bir 6 ciltlik sözlükden de bilgim var. Ama bu, yalnızca benim bildiğim. Daha neler var. Şu yarım metre kalınlığındaki gibi eserler de var tabi. Ama bu sümsükler bundan da haberdar değillerdir. Türkçeyi kendi dilini yadırgayan adam, zaten nereden bilecek? Öyle ya. Bilemez.

10) ...

11) ...

12) ...

13) Etymological Dictionary of Altaic Languages.

(Sözünün son kesitine. Bunu yapanlar yad Türkologlar. Doğru kimseler oldukları sürece ve doğru iş yaptıkları sürece sıkıntı olmaz, yani. Dediğini anlıyorum ama. O ayıp, o yazık, o kabahat bizim. Sahip çıkacaksınız. Bizden artık adam, bizi araştırıyor. Arkeoloji bile onların elinde. Daha ne diyeyim? Çıkmazsan sahip, çıkarlar sahip. Moğolistan'da Türk Kağanlığı'nın birinci döneminden kalan bir yazıt 40 yıldan beri bekliyor.)

14) ...

15) TDK'nın çalışmaları, Türkçe'nin tespiti doğrultusunda sahada yapılan. ''Genel Türkçe'', ve diğerleri (adlarını esime getiremedim). Yani var olan sözlerin tespiti.

Say, say, bitmiyor. Aklıma çala gelenleri yazdım, salt benim kaynaklarım bu saydıklarımın birkaç çarpısı. Hangi yedibin? Onlara yedbin tokat gerek! Öğlen öğlen tepem attı, ne kadar şuursuz dangalak var ortada. Sahi, madem Türkçe bu kadar ezik, Arapça bu kadar üstün dilse, ne b... yemeye Türk Dili ve Edebiyatı okuyor bu sümsükler?

Böyle kendini bilmez ödlekler mi Türk diline ve Türk dili çalışmalarına katkı sağlayacaklar? ULAN KENDİ DİLİNİ HİÇ SAYAN ADAMDAN ADAM MI OLUR!


Başa dön
   
MesajGönderilme zamanı: 19 Nis 2017, 16:50 
Çevrimdışı
Akıncılar
Kullanıcı avatarı

Kayıt: 11 Şub 2016, 03:41
Mesajlar: 899
Yaş:
http://www.bulgari-istoria-2010.com/Rec ... guages.pdf


Başa dön
   
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder  Başlığa cevap ver  [ 6 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC+03:00


Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma dosya ekleri gönderemezsiniz

Geçiş yap:  
cron
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Limited

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye